Geçmiş, Şimdi Ve Gelecek

Siz anneler ve anne adayları, şu acımasız dünya’ya bir melek getirmek istiyorsanız.
Acımasız dünyayı bir kişi düzeltemez o yüzden el birliği ile güzel hayırlı evlatlar yetiştirelim ki dikenli otların arasında güllerimiz çoğalınca onlarda yok olmaya mahkum olsun.
   İlk önce kendinize bir sorun o güç varmı ona sahip çıkacak mısınız? Hangi hatası olursa olsun kabul edip bağrımıza basabilir misiniz? Bakın hataları ayırmıyorum ve şiddet uygulamadan ona hakaret etmeden ona doğru olanı anlatabilir misin? Kaç yaşında olursa olsun hiç büyümeyeceğini söyleseler de benim evladım der misiniz? Bunları şu yüzden  soruyorum. Artık anneler yani o rütbeye ulaşamamış ama kendisini doğurduğu için anne ilan eden bayanlar var. Evladını pazarlıyor, oturup izliyor, dövüp hakaret ediyor,farklı maddeler içiriyor. Bunun adına anne denmiyor. Anne demek kıyamamak, incitmemek onu her türlü kötülükten korumaktır. Onu inciterek bir yere varamayacağız. Ağır konuşurum başkasından duymasın der bazı büyüklerimiz ama “sana böyle derler seni kırar,seni üzerler ama benim kollarım hep sana açık olacak” derseniz ona güveni daha çok verebiliriz. Size daha bağlı olacaktır. Sevmekten ve onu sevmekten korkmayın. Bırakın ailesi şımartsın. Başkasında farklı ilgi aramaktansa ailesinde görsün ilgiyi baba evinde prenses olsun ki kendi evinde kraliçe olabilsin.
      Demem o ki öyle evlatlar yetiştirelim ki. Erkeklerimiz adam olsunlar,kızlarımız Genç kızlar olsunlar onlar da evlatlarına annelerinden gördüklerini yapacaklar. Anneler eşlerinizi öyle sevin ki evlatlarınız korkmadan babalarını sevsinler. Eşinize saygı duyun ki evlatlarınız saygının ne kadar değerli bir duygu olduğunu bilsinler. Babalarına saygıları da sevgileri de sonsuz olsun. Kız evlatlar babalarına aşık olurlar çünkü gözlerini dünyaya açar açmaz baba sevgisi ile karşılaşırlar. Onun ilgisiyle doyarlar. Başka erkeğe ihtiyaç duymazlar çünkü hayatlarında bir kahraman vardır. Ama o kahraman kızına ayrı yakınlık oğluna ayrı yakınlık göstermeli hangi yaşlarda nasıl davranması gerektiğine dikkat etmelidir. Erkekte ise babası yaş aldıkça ona kendisini tanıtmalı çevresini tanıtmalı sevmenin zarar vermeden olacağını anlatmalıyız. Annesine nasıl davranıyorsa oda eşine aynı şekilde davranacak sevmeyi değer vermeyi babasından görecek bunlar söz ile yazı ile öğretilmez maalesef görerek öğrenmelidir.  Kızlarına da ilgisini tam anlamıyla vermeleri gerekiyor. Gözlerinde hep kızları prenses olmalı başka yerde kül kedisi olmaması için bir baba kızının annesine ne kadar değer veriyorsa meyvesini de aynı değeri verir. Karısının karnından eşine sunduğu en güzel hediye evladıdır. Kız evladı berekettir evini bereketlendir. Kızım şımarır sevmem, oğlum tepeme çıkar sevmem otoriter olurum,sert olurum korksunlar. Bu tabirlerin hepsi dozunda olmalı yeri gelecek en çok sizde şımaracak evlatlarınız. Evinizde var olduğunu yada yok olunca beklemeyi bilmelidir.
Kızlar toplumda nasıl davranacaklarını,edebin muhteşemliğini terbiyeni hanımlığını annelerinden öğrenmeliler. Yaşadıkları ortamdan güven duymadılar ki kendilerine güvenleri sonsuz olsun. Ama güven vermeyi başka şeylerle karıştırmayalım.
Artık güven dediğimiz şey bile silah ve kesici aletler ile gelişiyor. İşte böyle şeyler ile güven olmaz bunlar ile ancak korkaklık olur. Bir metal alete sığınmak, can yakmak olur.
Cumhurbaşkanı,millet vekili, başbakan olmasına gerek yok eli ekmek tutsun, zeki olsun, edepli olsun kızımız da erkeğimizde, erkek evladımız kıza dokunmaya çekinsin kırılır mı diye düşünsün. İncitmesin sizin eşlerinizi sevdiğiniz gibi sevsin.
  Geçmiş,şimdi ve geleceğin anneleri ve babaları Eşleşlerinizi öyle sevin ki evlatlarınız sevgi ne güzel şeymiş desin. Korkmasın sevgiden el üstünde tutun eşlerinizi evlatlarınız değer görmeyi bilsin. Değer vermek kötü bir şey olmadığını bilsin. Sevmenin nazik,kibar bir duygu olduğunu, şiddetle olmayacağını bilsin.

Sevgi Zor Değil!

Sevmek eylemi bir kelime ama ömür boyu olmalıdır. Sevgiyi şimdiki nesil aşağılayarak, küçümseyerek, hor görerek, döverek, azarlayarak göstereceklerini sanıyorlar. Ama bu sevgi kaybına yol açıyor. Ama insan sevse en derin yaralar iyileşiyor. Yeter ki kötü anılar sevgi ile yer değiştirsin. İnanın bu kim olursa olsun yani kötü anlarınızın sahibi kim olursa olsun ve onun yerini iyi ile değiştiren en yabancı kişi bile olsa yaralarınızın sarılma mutluluğu hiçbir şeyde olmuyor.

Birde yaraları iyileştirmek için birkaç ilaçtan bahsedelim. İlki ve en güçlüsü ‘’Sarılmak’’ kaşındakinin kalbi senin sağ tarafını dolduruyor. O zaman yaraların sarılmaya başlıyor. Sevgiden yana bir boşluğun doluyor. İkinci olarak şu hep söylediğimiz ama çoğu kişinin içinden gelerek demediği iki kelime ‘’Seni Seviyorum.’’ Bu cümleyi söylediğinizde kendinizi o kişinin bugün son günü gibi yada içinizdeki sevgiye gel bak bu benim sana olan sevgim der gibi söyleyin öyle içten öyle samimi bu sadece bir insana olmak zorunda değil bir ağaca, kuşa, taşa, toprağa, kedi, köpeğe çünkü hayatta her şey geri dönüşüm sen nasıl davranırsan o sana öyle gelir. Ağacı seversin meyve verir, kuşu seversin sana bülbül sesiyle konser verir. Yani uzun lafın kısası ne ekersek onu biçeriz. Ormanları yakarsak sanmayın ki bu sizden çıkmayacak. Onu nasıl yaktıysanız öyle yanacaksınız. Nasıl nefret kustuysanız o kadar göreceksiniz. Sevginin en büyük getirisi de budur. Ne kadar seversen ondan bin katını alırsın ve ne kadar nefret duyar zarar görürsün.

Sana sevgi hissini, aklını veren nefreti de verdi ama sana bir irade verdi. Sen bana balla gelirsen sana bal sunarım lakin bana biberle bende biberle gelir ve olabildiğince seni yakarım. Ve siz ne yaptınız? Benzin, ateş, silah, taş, tüfekle geldiniz bunlar biber kategorisine giriyor. Ve ‘’Yakan yanacağı günü beklesin.’’ (Hz. Muhammed sav.) sevgi zor değildi. Asıp kesmek, yakmak kavurmak sevgi değil.

Sevgi zor değil işte bir söz bir ‘’üstünü sıkı giyin, geç gelme, seni merak ediyorum,’’ bu kelimeler ile de seni seviyorum denir. Lakin söylemesini bilin. Sevgi ile davranmasını bilin yeter. Bir güler yüzünüz olsun. En güzel sadakadır. Parasız olan bu güzel şeyi kaybetmeyelim. Yakıp yıkmak, vurmak kırmak yerine bir güler yüz inanın insanı ipten alır. Deneyin bu bilgiye değecek. Aklınıza bile kötü bir şey geldiğinde baktınız o anda kavga edeceksiniz en fazla susun yada uzaklaşın sakinleşince ‘’seni çok seviyorum kırmamak için gittim.’’ Demeniz yeterli olacaktır. Sevgi en güzel ilaçtır.

Abdurrahim KARAKOÇ Reçete şiiri

Ey yüksek sosyeteye mensup modacı hanım,
Eğlence zümresinin başının tacı hanım,
Bu metod ki, sizlerin müsbet ilâcı hanım:
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Yerindedir tahsilin, güzelliğin şahane.
Varsa Türk’ten tâlibin, bul çeşitli bahane.
Bir ecnebî hovarda yakalarsan daha ne? …
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Flörtünün sayısı; en az on beş olmalı…
Kimisi hâlis züppe, kimisi keş olmalı…
Altın kolyen, kürk manton, taksin beleş olmalı.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

İç votkayı, şarabı; sokaklarda nâra at.
Medeniyet sizlerle yükselmektedir kat kat(!)
Çeşni ruha gıdadır, her gün bir yatakta yat…
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Hiç durma twist öğren, her gün bir baloya git;
Tırnağını, yüzünü, dudağını boya git.
Sun’î peyke vâris ol, conilerle aya git.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Bazen düz pantalon giy, traş ettir enseni.
Bin dolaş bisiklete, göster şöyle sen seni.
Kabahat ailende.. anlıyorum ben seni.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Artist ol, filim çevir; ismine yıldız derler…
Bin kez kürtaj yaptırsan gene sana kız derler!
Çıplak resim çektirsen, ne şahane poz derler.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Mayoyla endam göster, git jürinin önünde..
Mahremini teşhir et her birinin önünde..
Seçil bir kıraliçe imtihanın sonunda.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Hayır, inanma kızım! Bunlar hep istihzadır.
Namus, insanlar için en mukaddes meyvadır.
Gençlikte hissiyatın belki seni aldatır.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Haddinden çok açılmak soysuzun modasıdır.

Türk oğluna anne ol, iftihar et onunla;
Elin soysuz züppesi bağdaşamaz seninle;
Bu yurdun kızı isen şu sözü iyi dinle:
‘Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Yapacağın düşüklük bize yüz karasıdır.’

(Vur Emri)

Ne Yaşıyor Bu Gençler?

Daha hayatının baharında olan güzeller güzeli bir kız babalar gününde, güneşli bir günde babasının hayali bu güneşli Pazar günüde harika bir kahvaltı kızının yapacağı güzel bir kahve ailesiyle güzel bir sohbet ama o kızın daha doğrusu ergenliğinin ortasında olan bir kızın aklında hangi güzel adanın çöküşü oluyordur. Belki tüm ada aynı anda yıkılıyordur. Ve aklında ol olmaması gereken soru geliyordur.

Benim bu hayatta ne işim var? Bu dünya bana göre değil? Niye geldim bu dünyaya? Ve acilen bu dünyadan gitme isteği gelir.

İlk bir cesaret edilmez. Ve sonradan işim yok.  Gereksizim olur. O an aileni düşünmezsin o anını düşünmezsin ve o an gelir. Çıkarsın pencereye kimseye öyle alçak falan da değil tam sekizinci kat pencereye çıkar ve atlar aşağıya o an atlarken pişman olur can acısını öleceğini düşünür ama geç olmuştur. Artık iş işten geçmiştir atlamasına tam 2 saniye vardır. Atlar ve son düşünceler geçer aklından ailesi, hayatı, hayattan alamadığı destek belki de yanında olamayan ailesi onu anlamayan ailesi yanında olmayan arkadaşları kimsesizliği her şey gözünde film şeridi olmuştur.

Belki de en son duyduğu annesinin feryadı olmuştur. “Gitme kızım, bizi bırakma, bir daha anlayacağım seni yalnız bırakmayacağım seni, kızım özür dilerim.” Yürek o an yanar işte bir anne kızı ölmeden ölmüştür. İhmalini, kızının yalnızlığını anlar. Onu karnında taşıdığı anları bir ah dediği anı hatırlar. Ve bir sürü evladıyla olan anları hatırlar. Ve en son kızının mosmor halini bir anne hiçbir anı unutmaz ama en çok evladının canının yandığı o an hiç çıkmaz aklından aylarca, yıllarca kendisini suçlar.

Ah be prenses böyle olmadı hiç olmadı böyle gidişin olmadı böyle keşke “bana yardım edin” deseydin. İsyan edip bağırsaydın, dağıtsaydın evi, kızan ailen olsaydı ve yine annenin kucağında özür dileseydin. Değdi mi kıydığın cana, ailene, bıraktığın güzel hayata ne kadar acımasız olsa da hayatın yumruğu sert olsa da savaşabilirdin.

Neler vardı aklında neler yaşadın güzel kız? Şimdi de o güzel toprağı mı kokutacaksın değmedi güzel kız hiç değmedi bu dünya ya yenilmek yakışmadı sana bak gece hep yağmur yağdı. Bu bir ailenin göz yaşları da olabilir…

Ankara’nın Rengi Nerede?

Güne güzel bir soru ile başladım. B’aşk’ent’te oturmayanlar bunu bilemez çoğunlukla gridir bizim şehir. Her şehirde hava gri olunca şaşırılır, Ankara’da hava güneşli olunca alışkındır Ankara’nın insanı gri rengine bende alışkınım tabi ki ama sebebini bilmem bir gün bir abini sorusu dikkatimi çekti ve o sorudan sonra düşünmeye başladım.

O gün öğlen vaktiydi. Bu abi Ankara’ya çalışmak için gelmiş ve geleli iki ay olmuş bana ”Kardeşim Ankara’nın rengini kim aldı. İki aydır buradayım iki kere güneşi gördüm.” dedi. Ki doğal kışın genellikle griydi Ankara. O an bir cevap bulamamıştım ama gün içerisinde gezdik ve bende o sıra düşündüm cevabı bulduğum yer Atatürk orman çiftliğiydi. ”Sanki onun gidişi gibi değil mi?” dedim. ” Haklısın kardeşim birde anıtkabir, Atatürk burada bu griliği çok sorgulamamak lazım.” dedi. Yazlarımız da ona çiçek toplamak koşa koşa gitmek ve bilen bilmeyen herkese anlatmak unutmamak için sıcacık geçer.

Atamızı ve yanında olan, onunla birlikte savaşlara katılan kanını akıtıp omuz omuza çarpışan saygı değer ve asla unutulmayacak olan şehitlerimizi küçük büyük anlatmamamız lazım. Nereden nasıl ne şartlar altında geldiğimizi ve bunlara saygı duyulması gerektiğini unutturmamalıyız.

”Çok doğru dedin kardeşim. Hasretimiz, özlemimiz büyük ve unutturmamamız gereken bir deniz gözlüyü ve yanında her savaşta küçük büyük yer alan binlerce şehitlerimizi asla unutmamalıyız.”

Bir Ankara’mın griliği bir senin deniz gözlerin vazgeçilmez.

NERDEN NASIL GELDİK

Bunu insan oğlu ilk doğduğunda yapmalı bence. Doğduğunda ağladığın o an ilk nefesi içine aldığın an yürümeye başladığın o an, ilk arkadaşının olduğu, ilk bebeğini paylaştığın, çocuklarla araba yarışı yaptığın an. her anısına değer vermeli insan nerden geldiğini nasıl geldiğini nasıl büyüdüğünü unutmamalı. kimse tek başına büyümez. Aile, emek, yemek, sabır. Hepsi tek kelime ama her anında bunlar dolu dolu yaşamak o anında kıymetini bilmemize sebep oluyor. Senin olanlar bununla bitmiyor. Senin olmaya başlayanlar o ilk nefesle başlıyor. İlk açtığın gözlerle ağlıyorsun ilk önce çünkü geldiğin yere yabancısın ve artık çok kötü geldiğin yer. Biz insanoğlu bizim olana yani dünyamıza yeteri kadar değeri veremedik. Bazen söyleriz ya “Neyimiz var şu dünyada” diye aslında koca bir dünyamız var ama biz ne dünyamıza ne içindekilere yeteri kadar değer veremiyoruz. İnsanlarımız, kızlarımıza bedenlerine saygı duymuyoruz. Acımasız, görgüsüz davranıyoruz. Çocuklarımızı şiddete eğilimli yetiştiriyoruz. Bu bize ne kazandırıyor? En sonunda bu kötü davranışlar bize dönüyor. Yetiştirdiğimiz çocuk annesini öldürüyor. Anne çocuğunu sokağa atıyor, hasta diye bakmıyor, dünya mı kötüleşiyor, değerlerimizi mi kaybediyoruz.

erkeklerimiz sahiplenme, koruma iç güdüsünü, kadınlarımız anneliklerini, evlatlarımız çağımızı kaybediyor. Gelişmemiz gerekirken, düğünlerimize şenliklerimize sahip çıkmak yerine geriliyoruz aslında gerilerde daha sahiptik galiba bu özelliklerimize biz olduğumuzu biliyorduk.

Nerde nasıl davranması gerekildiği, nasıl giyinilmesi gerekildiğini, her giyinilene saygı duymayı, değer vermeyi biliyorduk. Peki şimdi ne oldu? Ne oldu da bu özelliklerimizi adetlerimizi yitiriyoruz. Sihirli deynek mi dokundu diyeceğim ama sihirli deynek dokunsa iyi olurdu her şey ama kötüleşiyoruz galiba değer yargılarımız tükeniyor. benimseme sarılma özelliğimizi kaybediyoruz. Niye sorun etmiyoruz peki bunu böyle mutlu muyuz? Değerlerimiz olmadan, soğuk insanlarımızla, annelik yapamazken, evlatlarımız bizim eski adetlerimizi bilmeden büyüyorlar.

Sobanın başında oturup hikayeler anlatmalarımız, şenlikli düğünlerimiz, birlikte sohbetlerimiz daha birçok adetlerimiz yok oluyor neden mi? gelen ve gelişmekte olan teknoloji artık sesli hikayeler sunuyor. Sobalarımız artık birkaç köyde var ama bunlar soba olmadan ve teknoloji varlığı ile de olabilirdi. Yeter ki kaybetmek istemeyelim. Soba olmadan beraber sohbetlerimiz ve teknoloji varken hikayelerimiz olabilir. Hayatımızı bir kaç kutuya bağlı zorunlu tutmayız.

Bence bir düşünelim yada yapmaya çalışalım elinizdeki, evinizdeki o kutulardan kurtulun gün içerisinde ne yaptığınızı, nelere kızdığınızı, nelere mutlu olduğunuzu konuşun büyüklerimiz eskileri anlatsın. Küçüklerimiz bilgilensin küçüklerimiz danışsın büyüklerimiz yardım eli uzatsın. Düğünlerimiz konuşulsun , 70’li 80’li yıllarımız anlatılsın telefon, televizyon olmadan oyunlar hatırlansın. 90’lılar da ki kıyafetler, makyajlar konuşulsun. Sokak oyunlarımız, sohbetler anlatılsın. Oradaki aşklar, dostluklar anlatılsın ve örnek verilsin. Kısaca nerden geldiğimizi unutmayalım, unutmayalım ki gittiğimiz yeri de biz güzelleştirelim.

İsteğimiz çok değil galiba insanlar acımasız vicdansız olmasın. şenliklerimiz, sohbetlerimiz artsın.

Bir Sürü Yaprakla Dost Olan Kız

Bir sürü yaprakla dost olan kız;
Güneşin sıcacık ısıttığı bir Ankara günüydü. Her gününü arkadaşlarıyla geçiren Leyla artık arkadaşları tarafından kırılmaya başlıyordu. Yalnızlaşıyordu Leyla arkadaşları her şeyiydi ama aralarına almıyorlar. Leyla kendini yalnız hissetmeye başlıyordu. Her gün dışaLeylayıan Leyla şimdi eve hapsolmuş gibi hissediyordu. Evde kendine uğraş bulmaya çalışıyordu. Mutfağa girdi yemek yapıyor oyalanmaya çalışıyordu ama olmuyordu, el işleri ile uğraşmayı, örgü örmeyi denedi ama hiç biri bir arkadaş zevkini vermiyordu.
Kuytu köşede duran içinde eski romanların olduğu kitaplığını keşfetti. İçinden ince, kapağı dikkatini çeken bir kitabı aldı inceleyim diye aldığı kitabı bir baktı ki, kitabı okumaya başladı. Konusu içindeki insanlar o kadar dikkatini çekti ki kitaba başladı ve kendisini romandaki küçük kızın yerine koydu kitaba 15.00 da başladı ve tam iki saat içinde kitabı bitirmişti. Bu onun için güzel bir gelişmeydi hem de ilk kitapta böyle bir şey olması onu kitaplara yakınlaştırmıştı okuduğu kitap onu çok etkilemişti. Gün geçtikçe bu kitapların devamı geldi artık haftalık bir kitap bitmeye başlamıştı ve kimi kitap ağlayarak kimi kitap bende o kız gibi olsam diye güzel hayallerle bitiyordu. Leyla evde kalıp kitapları ile bütünleştikçe “Kitap yalnız kalmış adamın dostudur.” Dedi ve şu dört duvarda gerçek dostları bu sayfalardaki insanlar olmuştu. Orda da acımasız insanlar vardı. Ama sonunda vicdan konuşuyordu. Elini uzatan yine vicdanları olup iyi olmanın yolunu buluyorlardı. Vicdanı olmasa bile kötü insanlar dünyadaki insanlar kadar kötü değildi. İyi insanlar ise dünyadakilere örnek olacak türdendi. Ama içinde kaybolmayan iyi insanların vicdanını, merhametini bilemezdi tabi ki. Leyla bunlara hayran kalmıştı. Belki de bu yüzden kitaplara aşık olmuştu bunu kendi fark etmemişti tabiki ama gün geçtikçe daha fazla kitap okuyordu. Kimi kitapta polis oluyor kimi kitapta hırsız oluyordu kimi kitapta deli ne hissettiklerini anlayınca onları daha iyi anlıyor sanki kitabı okumuyordu o kitapta onlarla birlikte yaşıyordu. Gün geçtikçe kitapları her şeyi oluyordu ve güzel bir şey daha keşfetmişti. Kitapların işi çıkmıyor onu ekmiyor ya da şarjı bitmiyordu. Sıkıldım yalnızım dediğinde elinde hemen bir kitap oluyor maceradan maceraya koşuyor. Herkesin hayatına tanık oluyordu. Uykuları kaçıyor kız ne yapacak o katil ne zaman yakalanacak diye merak ediyordu. Yattığında kalktığında kitapları yanındaydı.
Arkadaşları Leyla’yı fark etmeye başlamışlardı ve Leyla onlardan uzaklaşalı çok olmuştu. Kızlar kafeye çağırıyor gitmiyor, oyun yerlerine Leylanın en sevdiği kafelere gitseler bile Leyla yok diyordu. Kızlar buna çok şaşırıp merak ediyorlardı. Leyla okul yolunda, otobüste okumaya başlamıştı kitaplar büyülü gibiydi sanki her sayfası onun arkadaşı gibi yüzlerce arkadaşı oluyordu sayfayı açtığında bu onun için keşfettiği güzel bir duyguydu tabi ki. İyi bir kitap iyi bir arkadaştır. Bunu kızlara da söylese ne derlerdi acaba bunu bir düşünse iyi olurdu. Yine güzel bir hayata ortak olmuş duygusal bir biçimde kitabını bitirmişti. Eline uzun zamandır almadığı telefonunu aldı kızları aradı. Yarın sevdiği bir kafeye gidelim diye kızlarla sözleşti. Kızlarda onaylayıp yarın için sözleştiler. Leyla kızlara içindeki bu mutluluğu anlatacağı için yeni arkadaşları ile tanıştıracağı için onlara hediye güzel birer kitap aldı. Tabi ki kendi beğendiği ve onlarında beğeneceğini düşündüğü kitapları aldı. O gece yine bir hayata şahit olarak uykuya dalmıştı.
Gün aymış ve sabah olmuştu. güzel bir kahvaltının arkasından arkadaşları için hazırlanmaya başladı. Güzelce giyindi. Sanki aylarca evde kalan o değilmiş sanki her gün ayrı gezintiye çıkıyormuş gibiydi. Kapıdan çıktı ve kızlara doğru yol aldı. Kızlar Leylayı görünce çok şaşırmışlardı. Karşılarında bitkin, sıkılmış bir Leyla beklediler ama Leyla gayet neşeli ve güzeldi. Kızlarla güncel konulardan konuşmaya başladılar ve Leyla kitaptaki yerleri sanki her gün gezmiş gibi anlatıyordu oradaki kahramanları iyi kötü kızlara dünyadaki arkadaşları gibi anlatıyor ve kızlar buna daha çok şaşırıyorlardı. Ve Leylanın üzüldüğünü siz yokken çok yalnız kaldım demesini beklerken leylanın böyle şeyler anlatması onları epeyce şaşırtmıştı. Ve beklenen soru arkadaşları tarafından gelmişti. “Hani nerde o arkadaşların çağır bizde tanışalım.” Ve Leyla güzel bir hareketle onlara aldığı kitapları çıkarttı ve “işte burada.” Dedi kızlar buna daha çok şaşırttı. Leyla bunu kendi keşfetmişti ama kızlara nasıl anlatacağını bilmiyordu ama onlara bunu nasıl derdi ki. “sadece bitirin bu kitapları kızlar sessiz sakin ve anlayarak okuyun. Bittiğinde tekrar buluşalım olur mu?” Dedi. Kızlar merakla aldılar kitapları ve o gün güncel konularla eğlenmeye devam ettiler. Yemek yediler gülüşüp eğlendiler. Gün güzel geçti ve güzel bitti. Tabi kız arkadaşları günün meraklı bitirmişlerdi. Onlardan yani kitap okumamış kızlardan beklenmedik bir hareket ile eve gider gitmez açtılar romanların kapaklarını başladılar okumaya kitaplar gerçekten ilgi çekiciydi. 3 gün içinde bitti kızların kitapları ve sırayla Leylayı aradılar. İşte Leyla’nın beklediği telefonlar geliyordu.
Telefonlar ısrarlı bir şekilde çalıyordu ve ilk telefonu açtı leyla. “Alo efendim canım.” “canım dediklerini anladım ama bunu yüz yüze konuşalım olur mu? Konuşmak istediğim başka şeyler de var seninle.” “ Tabi ki hatta diğer kızlardan haberin var mı onlar bitirdi mi kitapları okudular mı biliyor musun?” “Yok bilmiyorum cidden bende sadece verdiğin kitapla ilgilendim Leyla cidden bazı konularda haklısın ama yüz yüze daha net konuşuruz. Kızlarla ben haberleşirim onları alır gelirim. O zaman bir saate buluşuruz.” “tamam canım bir saate size kitapları verdiğim kafede buluşuruz.” Dediler ve kapattılar telefonu yine güzelce her gün gezmiş gibi bir tavır takınıp süslendi arkadaşları için. Yanına yine yolda yalnız kalmamak için güzel kaplı bir arkadaşını yanına aldı hayatında sadece kızlar olmadığını anladı ve kızlara da anlattı galiba. Kızlarla buluşmak için yola koyuldu Leyla. Kafeye geldiğinde kızlar bir masada hararetli bir şekilde konuşuyorlardı leyla çok şaşırdı ve kızların yanına enerjik bir şekilde geldi kızlar hemen Leylayı yanlarına oturtup kitapları baştan sona anlatıp onları tartışıyorlardı. Bu polis niye böyle yaptı, kız burada çok ağladı, çok aşık bir çift diye hepsi bir ağızdan heyecanlı heyecanlı konuşuyorlardı. Leyla’yı aldı bir gülme kahkahalarla gülüyor ve çok mutlu oluyordu sonunda kızların dikkatini çekti sustular ve leylayı sakinleştirmeye çalıştılar bir bardak su verdiler leyla sakinleşti ve kızlara “işte bundan bahsediyordum kızlar gezdiğim yerler, arkadaş olduğum insanlar bu sayfalarda kızlar siz yokken beni aranıza almazken aslında çok üzüldüm ama kendime onları arkadaş edinmeye başladım. İlk zor olur diye endişe ettim ama orası bana eğlenceli geldi ama ben tek onlarla arkadaş olmak değil de onlarla arkadaşken oradaki maceraları sizinle de paylaşmak isterim ve sizin de kitap okursanız ki sevdiyseniz sizin yaşadığınız maceraları da duymayı o kitapları da arkadaş edinmeyi çok isterim kızlar bizim için geç oldu ama inanın ikinci üçüncü kitaplara geçtiğinde bu hissimi daha çok anlayacaksınız ve artık alışkanlığınız olacak nasıl istemsizce elinize telefonları elinize alıyorsanız kitaplarınız da öyle olacak sizin daimi dostlarınız ve dostlarınızla paylaştığınız güzel anılarınız olacak hem gelişmiş hem gezmiş olacağız. Çünkü İnsanoğlunun bütün yaptıkları düşündükleri elde ettikleri ve başından geçenler kitapların sayfalarında yatmaktadır. Kızlar bu hissi geç keşfettik ama sayısız arkadaş bizi bekliyor okunmaya bizim kadar heyecanlı kitaplarda bu dünyadan başka bir yer orası hafızamızda mutlu sonla bitmese de her insanın yazdığı yaşanmışlık ya da kurgu ama bir hayat bir yer ve bir insan kalplere dokunan bir sürü kitap ve bir sürü sayfa dediğim gibi sizinle bu heyecanımı paylaşmak isterim okuduklarınızı yani gezdiğiniz misafir olduğunuz her hayatı dinlemeyi ortak olmayı isterim sizin düşünceleriniz neler bakalım beğendiniz mi okumayı kitapları ilk kitaplarınız galiba ne hissettiniz benimle aynı hisler mi merak ediyorum.” Aralarından bir kız söze girer ve “ Kızlar ne hissetti bilmem ama paylaştıklarına ve kitabı hepimizin baştan sona anltamamıza bakılırsa herkes bu durumdan memnun Leyla güzel bir şey keşfetmişsin ben kitabı sıkılarak açmıştım ama sadece on sayfa geçti ve kendimi kitabın içinde buldum olayları çözmeye başladım. Eleştirmeye bazen iyi ki böyle oldu oh olsun dediğim insanlar oldu bazı sayfalarda cidden ağladım sanki kendi arkadaşıma bir şey olmuş gibi adam şehir değiştirirken onunla birlikte şehir değiştirdim sanki ve bir an önce kitap alışverişine çıkacağım galiba ilk bu tür kitaplardan başlamayı düşünüyorum ve artık izin verirsen gerçekten seninle kitap arkadaşı olup gezdiğim yerleri anlatmak tanık olduğum kişileri paylaşmak isterim bana güzel bir özellik ve his kazandırdın seni yanlış tanımışım özür dilerim. Kitaplar kadar güzel bir dünya daha varmış bunu için de kendi adıma teşekkür ederim.” Diğer kızlar da arkadaşlarını sessiz bir şekilde dinleyip ona katıldılar. Leyla “ arkadaşlar kitaplar bizi iliklerimize kadar büyüler bizimle konuşur öğüt verir bize bir çeşit canlı ve uyumlu bir içtenlikle bağlıdırlar. O yüzden çevrenizde kimseniz olmasa bile telefona değil de şarjı hiç bitmeyen bir şeyi elinize alın bu bizim için daha faydalı bence.” Dedi ve gülüştüler uzun bir zamandan sonra ilk kez hepsi bu kadar mutluydu bu sefer güncel konular şöyle dursun kitapları konuşmaya başlardılar. Olayları tartışıyorlar o kız öyle yapmasaydı oraya niye gitti ben olsam şöyle olurdu gibi cümleler başlamıştı artık ve saatlerine baktıklarında akşam olmuş ve zamanı asla fark etmemişlerdi önceden olsa konular biter herkes sıkıntıdan telefonlarını eline alır saate bakardı. Ama şimdi böyle bir şey olmamış eve dönerken telefon kılıflarına, telefon süslerine değil de bir kitapçıya uğrayıp yeni arkadaşlarını aldılar hepsi de yeni bir yolculuğa ve onları birbirleri ile paylaşmaya hazırdı ve çok heyecanlılardı.
Bu artık aylarca böyle sürmüştü. Şimdiki amaçları yeni insanlarla tanışıp kitapları onlara da alıştırmaktı. Buna bazı insanlar hastalık gibi baksa da onlar için güzel bir gezintiydi. Ve bu gezintiyi herkes tatmalıydı…

Küçük bir an büyük bir yaşam

Dün gece bir abla taksi durağımıza telefon etti. Sadece 11 Lira param var dedi. Yaşlı annesini ambulans ile hastaneye göndermiş. Ama iki çocuğunu bırakacak kimse olmadığı için kendisi onunla gidememiş. Duraktaki tek taksiciydim. Ne yapacağımı da bilemedim. Şeytan kulağıma ‘’Yalandır boş ver’’ dedi. Kalbim ise ‘’Çalıştır arabayı bakalım, haydi’’. Abla ve iki çocuğunu aldım. Hastaneye vardım. Ablayı annesinin yanına yolladım. Dedim ki ‘’Sen merak etme, çocuklara ben arabada bakarım’’. İki küçük kız elleri dizlerinde arka koltukta annelerini beklemekte sessizce. Bir iki saat geçti böylece. Acıkmışlardır dedim, gidip tost ve ayran alıp geldim. Yarım ekmek çok gelir derken, ağladım onları seyrederken. Aslında kaç gramlık mideleri vardı ama yarım ekmekten geriye bir şey kalmıştı. Bir yandan diyorum 11 TL alacağım, mazotu kurtarmayacak. Üç saattir arabadayım, kaç tane müşteri kaçacak. Derken anne geldi, yaşlı teyze ise vefat etmişti. Eve gidelim sana zahmet abi dedi. Çıktık yola. Bir adet kağıt beş, altı adet de 1 Lira uzattı bana. Dedim ‘’Koy onu cebine abla’’. Merak ettiklerimi sordum yolda. Eşi market işletirmiş. Felç geçirince dükkanı devretmiş. Bir zaman sonra da vefat etmiş. Ellerindeki paralar ise ancak bugünlere kadar yetmiş. Abla lokanta da işe girmiş. Hasta annesi ve çocuklarına hem harçlık, hem de oradan yemek getirirmiş. Ama kapanınca işyeri, görmüşler artık sonunda en dibi. Cebimde ev kiramı ve faturalarımı ödeyecek biraz para vardı. Aslında bana yarına lazımdı. Ama hepsini verdim. Allah büyüktür dedim. Sabaha ne yapacağım bilmiyorum. Saatim dolsun diye durakta bekliyorum. Eve vardım. Hanıma olanları anlattım. Üzülme boş ver, buyur kahvaltı edelim dedi. O arada abim telefon etti. Babamızdan kalan tarlaya müşteri var dedi. Senelerdir satılmıyordu, iyi de kim alır ki? Akşam üstü yetiştirdik işlemleri. Aldım paramın hepsini. Çıkınca tapudan, oturdum ağladım kimseye çaktırmadan. Allah’ım ne büyüksün dedim. Sana defalarca hamd ederim. Cebimde bir deste para. Hepsini versem senelerce ödemem bir daha kira. Şimdi arkadaşımdan aldığım arabayla marketten çıktık hanımla. Gidiyoruz o küçük kızlara ve ablaya. Bir daha bırakmam onları asla. Sonsuz defa şükrolsun Allah’a…

Erkeklere Kısa Mesaj

Geçmiştende bildiğimiz gibi bir erkeğe kadın ne yapar? Diye sorsak cevapları her zamanki gibi olur.
     Yemekleri yapar, bulaşıkları yıkar, çocuklara bakar. Onlar için kadın bunlardan ibarettir. Ama aslında kadın sever. Sevmese hiçbir şeyi yapamaz, yapmaz. Eşini bile sevmese kötü lafları, şiddeti yüzünden çocuklar için yapar. Çocuğu yoksa bile bir gün sever diye yapar. Ama bir kadın hiçbir zaman siz erkeklerin ne kölesi ne çocuk bakıcısı ne temizlikçisi olmamıştır. O eş olmuştur o anne olmuştur.   
     Erkeklere babalık hissi çocuğu eline alınca verilirmiş. Cidden baba oldum ben dermiş. Baba olmakta çocuklarına sevgiyi öğretmek, ilgiyi öğretmek bir sevgiyle her şeyin daha güzel olacağını öğretmektir. Geçmişten gelen ve çocu erkeğin hala kullandığı bir cümle var. “Erkek adamın erkek evladı olur.” Bu erkek adamın ikinci bir prensesi olamayacağı anlamına mı geliyor yada bir eve bir hizmetçi yeter demek mi? Aslında bunu kadınına dememeli ve erkek doğuramadı diye hala tartışmalar olmamalı. O kadın anne olmuştur ve onun için en önemlisi bebeğinin sağlıklı olmasıdır. Eşinden de küçük bir teşekkür bekler aslında ve erkeğe daha çok sorumluluk gelir. O ev olduğundan daha huzurlu olmalıdır. Çünkü bebeğiniz bizi izleyerek ve yaşına basmasa bile sizi anlayarak öğrenir.
       Bir kadın şiddete maruz kalınca kadın olmaz yada hizmetini yapıp asla ilgi görmeden bakıcılık yapmakla olmaz. Boynunu kesmek için değil öpmek için kullanın saçından sürüklemek yerine saçların çok güzel kokuyor diyin. İnanın bir kadına günde bir kaç kere güzel cümle kursanız küçücük evinizi size saray yapar. Bir ekmek varsa o evde sadece o ekmekle yemek yapar. Kadın evet bakar ama sevgiyle bakar. Erkekte sarar. Sevgiyle dayakla değil, kollarını dövmek için değil sarılmak için kullanır. Bir çiçek bize sunmuş olduğunuz bir bahçedir beyler. Elinizdeki hazineyi kötülükle değil iyilikle saklayın. Siz onu koruyup kolladıkça incitmedikçe elinizdeki hazine daha da parlak ve mutlu olacaktır.
        İşten geldiğinizde somurtup emirler vermeyin mesela unutmayınki o sizin hizmetçiniz değil yol arkadaşınız. O çatıyı beraber kurdunuz. Ona yardım etmekten gocunmayın. Asla bu evde ne yapıyorsun sanki demeyin. Çok zor meslektir ev hanımlığı her şeyi o evde eşim mutlu olsun gelince iki güzel söz duyuyum diye yapar. Çay getir yemek yap yok. Kalkıp beraber getirin. İçinizden e iş stresi ne olacak deseniz de bırakın tüm stres işte kalsın sizde o an eşinizle dinlenmeyi seçin. Sabah yine başlayacak nasıl olsa ve aklınıza güvenin her mesele hallolur. Çalışıp çaba sarfettikçe lakin evinizden huzurlu bir şekilde çıkınca o sabah beli bükülmüş değil güçlü bir iş adamı gibi çıkarsınız. Çünkü o evde bir kadın vardır ve size yine sevgiyle bakmıştır. O günün daha verimli ve daha sakin geçtiğini anlayacaksınız. Tabi bazen terslikler olur ve sakin geçmese bile evinizde sizi bekleyen ve dinlendirecek olan hayat arkadaşınız vardır. Burda cidden şunu yapmak çok önemli iş yeriniz neresi olursa olsun kötü ve iyi olayları orda bırakın. Birine sinirlenmişseniz orda kızın bunun için eşinizi stres topu olarak kullanmayın Tabiki gününüzü anlatın paylaşın ama tüm hırsınızı eşinize kızarak çıkarmayın. Paylaştıkça mutluluk artar, hüzün azalır.
Unutmayın evinizdeki kadın hizmetçi değil, yol arkadaşınız.

Her kalbin bir bahçesi vardır. Sen benim bahçemsin ben senin gülün.

İnsanın hayatına mucizeler umudunuzun tam azaldığı anda gelir sende bana tam o anda geldin. O sene (2011) her şey olumsuz gidiyordu. Okulun son anları arkadaşlardan ayrılma üzüntüsü bir sene bitip sınıf atlıyorduk,  kolay mı büyüyorduk. Hem korktuğumuz hemde dört gözle beklediğimiz olay oluyordu bu süre içerisinde sadece bir dönem yada bir yılda değil kötü insanlar, dikenler, taşlar vardı. Bunlar hep olacak ama önemli olan bunlarla mücadele ederken güçlü kalabilmekti. Sen her sene aynı cümleyi kursanda ‘sadece bu seneye mi birikti tüm kötü insanlar’ dersin yine  ama hayatın boyunca onlar hep olacaktır. Fakat sürekli gizli yerlerden birden çıkacaklar karşına bu da tek zor oluyor tabiki. Bu sene de aynı his vardı tüm kötü insanlar, acımasız insanlar seçilip çıkmıştı karşıma tek mücadele ediyordum ama dediğim gibi tek zor oluyordu meğer ben hep geleceğin günü beklemişim. O anlar okulun son günleri olduğu için arkadaşları daha sık görme isteği içerisinde okul ev arası dokunan mekikler karne telaşı vardı. Seni önceden mahallede görmüştüm tam yan binanın önünde kadim dostunla top oynuyordunuz. O an en güzel dediğim şey ‘bu adam çok güzel gülüyor.’ Aradan bir hafta geçti Türkçe dersimize gelmiştin beraber test çözdük sınıfça rekabetle çok zevkliydi. Ondan sonra karne gününe kadar seni hiç görmedim. Bir önceki okulundan beni çok kıran kötü seven bir erkek yüzünden erkeklere olan güvenim kalmamışdı. O yüzden erkek arkadaşım  bir iki taneydi. Arasından biri ile çok iyi anlaşıyoruz. Beni en iyi anlayan  dostumdu. Üzgün anlarımda bir abi gibi yanımda  mutlu anlarımda benimle paylaşanımdı.
Heyecanla beklediğimiz o gün geldi.Okulun son günü gelmişti. Heyecanla okula gittim karneler çok güzeldi emek kokan güzel bir karneydi. Her genç gibi alıp koştuk evlere ilk heyecanlar evdeki üyelerle paylaşıldı. Sonra dışarıda arkadaşlarla toplanıldı. Havada güneş tüm sıcaklığıyla kavuruyordu haziranın 17’si doğaldı. Geçtik çimenlere aldık içecekleri başladık güzel sohbetlere, espirilere rahat olmayı özlemiştik emeğimizin karşılığı yayıldık çimlere o arada kız arkadaşımın  sevgilisinin yanındaydın oda benim yakın arkadaşımdı ilk tanıştırmadılar bizi aslında adını çok merak ediyordum. Bu kadar güzel gülen adamın ismi neydi?Ama sevmekten de korkuyordum. O beni üzen adamdan ‘her erkek böyledir’ algısı oluşturmuştu. Fakat sen o algıyı ilk karşılaşmada kırdın ilk bakışta yaptıklarına şaşırmam ilk burda başlamıştı. Sonunda tanıştırdılar bizi ama öyle usüle göre değildi. Espriyle karışık adımızı söylediler. İsimlerimiz çok güzel durmuştu aynı cümlede sohbetler muhabbetler havalarda uçuştu. O an sadece iki kere göz göze geldik o an için yüreğimi görsen kelebekler vadisi gibiydi. O kadar rengarenk o kadar pır pır. Malum sene zor geçmiş her sene olacağı gibi kötü insanlarla karşılaşılmış yeterince kırılmıştım. Her kız gibi bir daha sevmek yok desekte taştanda çiçek açarmış. Mucize bu ya. Aramızda bir iletişim oldu gibi hissettim ortamdan çabuk ayrılmak zorunda kaldık. Rab yine ben burdayım dedi rahmetiyle bardaktan boşalır gibi yağdırdı o nimeti o an geçti içimden sonsuzum olmasını nasip et dedim sadece o an ayrılırken yakın arkadaşım hissetti galiba ya kalbimin atışı dışarıdan da duyuluyordu yada benim kelebekler vadisini bir gören daha olmuştu. O an ‘heyecanın burdan görülüyor tahmin ettiğim duygumu bu’ dedi arkadaşım o an sustum ve onun için bu evetti. Birleştirdi o an gönülleri ikimizde iki binanın arasında kısa bir konuşmamız oldu. Konuşmamızın sonu 4 kere ‘Tamam’ kelimesiyle bitti ama o an biz değil kalplerimiz konuşmuştu. Aşkımıza itafen tatlı bir utanma duygusu ile evlere dağıldık. Malum o anlar telefona sahip olmadığımız için hemen koca ekranlı eski bilgisayarın başına oturdum. Titreyen ellerimle aradım seni ki o an da bir mesaj ‘ben sonsuzun seni çok seviyorum.’ bu cümle ile başladık. Her anımız güllük gülistanlık değildi ama o cümle ile başlayınca kötü insanlar o zinciri hiç kıramadılar. Aradan aşk dolu tam 7 ay geçmişti. Sana söylemem gereken çok önemli bir haberim vardı. Nasıl söyleyeceğimi tam 1 hafta düşünmüştüm. Dalgın dalgın sokakta yürürken hatırı sayılır bir mahalledeki abimiz halimi anlamış. ‘Ne bu dalgınlık kardeşim yapabileceğimiz bir şey var mı?’diye sordu. Aslında ilk çok çekindim, utandım nasıl söylerim diye düşündüm. Konuyu hatırı sayılır abime açtım. ‘Benim kalıtsal bir hastalığım var ve ben bunu sevdiğim adama nasıl derim ya sevmezse ya kabul etmezse dedim. Ben onu çok seviyorum. Ya eksiksin, sevmem seni derse’ dedim. Abim de öyle mi tanıdın, sen o gülüşün altında merhametsiz, sevgisiz birini mi gördün.’ dedi. ‘Sevdiğin adama her şeyi söyle kardeşim.’ dedi. ‘Bak abim hatta şöyle yapalım. Ben sevdiğin adamı bize çağırıyım biz otururken sosyal medyadan konuşursunuz. Kötü bir şey olursa beni sayar sever. Ben konuşurum.’ dedi. Peki dedim. Koştur koştur eve gittim. Bilgisayarı açtım heyecanla, biraz korkuda var tabi aklımda aynı soru Ya kabul etmezse? Açtı sonunda hesabını o kadar güzel sevdiğim diyor ki uzaktan sarılıyordu sanki. Abime anlattığım gibi açık açık anlattım. ‘Kalıtsal birzhastalığım var yemek yemem farklı fenilketonüri hastasıyım. Glutensiz besleniyorum.’ diye her şeyi anlattım. Tam 7 dakika geçmişti. Sonra uzun bir mesaj geldi. O kadar güzel yazmıştın ki gözyaşlarım bile tebessüm etmişti. Ve 9 yılda tek unutmadığım bir cümlen var. O güzel mesajın içinde ‘He olursan ol ister ayakların olmasın ister gözlerin ayakta olurum gözde yeterki kalbinde sevmeye dair bir engelimiz olmasın çünkü ben senin en çok kalbini sevdim.’ demiştin. Beni bu cümlen her saat her dakika her saniye çok mutlu etti. Hani olağanüstü dizilerde sihirle her şeyi görür ve ondan sonra adım atarlar ya bende sana, senin gözlerine bakınca bugünümüzü gördüm. Ve her anımıza iyiki dedim. Sevmeyi bilmeyen adamlar ağır laflarıyla ‘sen çocuğuma bakamazsın, sen eksiksin’ gibi düşünmeden kurdukları cümleler vardı. Gerçi senden de duyarım diye beklemedim desem yalan olur. Ama o hiç unutmadığım cümlen bana erkeklerin de sevebileceğini gösterdi. Taçlandırmayı da başardık galiba. Şuan daha güçlü bir sevgimiz var çünkü Allahın emri, peygamberin kavli ile taçlandı. Başta dediğim gibi mucizeler, güzel şeyler dertler sıkıntılardan sonra gelir. Bana güzel geldin güzelleştirdin güzel seven adam.

Tıpkı bir kadın gibi!

Ben kendimi bildim bileli kedi insanı değildim. Köpek sever, kediye uzaktan “Aman ne şirinmiş” derdim. Ama kedi seven insanlar girdikçe hayatıma, kedilere ve kedi severlere yönelik bakış açım değişti. Önceleri anlamlandıramadım içlerindeki inanılmaz kedi sevgisini. Ama tanıdıkça saygı duymaya başladım onlara. Onlar sayesinde kedi sever olmak ile hayvan sever olmak arasındaki farkı gördüm…
Çünkü kedili kadınlar bir başka seviyor kedilerini. Öyle içten, öyle dolu dolu seviyor ki, kıskanıyorsun. Bazen sevgilisinden, bazen en yakın arkadaşından çok seviyor kedisini kimseye anlatamadığını oturup kedisine anlatıyor saatlerce yada bazen anlatmaya bile gerek kalmıyor öyle mucizevi bir varlık ki kediler senin gözlerinden en yakınının anlayamayacağı şeyleri anlıyor. O gün yorgunsan sana yaklaşmaz kendi kendine oynar ama baktı ki senin de ilgiye ihtiyacın var bunu ne belirtmen nede söylemene gerek kalır. Gelir kendisi yaklaşır sana hadi bana anlat derdini der gibi sürünür. Kollarının arasına girer bazen onun bir hayvan olduğuna bile inanamazsın. Onun içinde bir insan ruhu olduğunu düşünürsün. Bir kadın bir kez kedi sevgisini tattı mı yolundan dönemiyor. Sadece kedi sevgisi öyle vazgeçilmez bir sevgi olduğu için değil, Imperial College London’da yapılan bir araştırmaya göre kediler buna neden olan bir parazit yaydığı için de. Zararsız olan bu parazit, insanların kedileri daha fazla sevmesine ve bağlanmasına neden oluyor.
“Bir insan nasıl olur da kedi sevmez” onu anlayamıyorum. Hatta git gide kedi sevmeyen insanlara mesafe koyduğumu hissediyorum. O kadar ki aşkından ölse de kedi sevmeyen adamı hayatıma sokmak dahi istemiyorum.
Mesela eve kediden korkan veya çekinen bir misafir geldiğinde, kedimi bir odaya kilitlemekten nefret ediyorum. Hatta bazen o misafiri bir daha evime çağırmak istemiyorum. Nedenini sorduklarında da “Ben senin evine geldiğimde çocuğunu odaya kilitlemeni istiyor muyum” diyorum. Çünkü evet kedimi çocuğum gibi seviyorum. Kendim doğurmuşum gibi çünkü onlarda kadınlar gibi sevecen, sıcak kanlı insanlar nasıl gelirse onlarda öyle geliyor. Mesela sen kalkar onu kaynar suya atarsan o seni cırmalamakla haklı yada sana karşı farklı bir tepki vermekle kendi canını önemsediğin kadar onun canınıda önemsemelisin. Nasıl çocuğun için bunu yapıyorsan oda bir bebek onu da bir anne kedi doğurdu.
Bazen de insan kedisinin arkadaşlığını başkalarına tercih ediyor kedili kadın. Ama hiçbir zaman yalnız kalmıyor. Evde kedisi varsa kendini hiçbir zaman yalnız da hissetmiyor. Çünkü kedisi onu asla yalnız bırakmıyor. Kadın da o yüzden ev arkadaşı gibi davranıyor kedisine… Onunla birlikte yemek yiyor, müzik dinleyip dans ediyor. Kedili kadın bunu insanlarla yapmaktan daha çok seviyor.
Kedili kadın, güçlü kadın. Kedili kadın vicdanlı, sevgi ve ilgi dolu kadın. Kedisi için yapabileceklerinin sınırı yok. Kedisi ameliyat olabilsin diye bütün mal varlığını da feda edebilir o yalnız kalmasın diye tatilden de erken dönebilir…
Huzurlu bir kadın, kedili kadın. Çünkü negatif enerjisini, iş stresini veya mutsuzluğunu kedisiyle nötrleyebilen bir kadın o… Eve döndüğünde kapının arkasında her gün heyecanla kapının arkasında seni heyecanla bekler ama bir insan ev arkadaşın olsa yok yemeği sen yap, temizliği ben ama kedin öylemi tüm işler beraber oluyor. Mutsuzluğun, pisliğin, temizliğin hep beraber olur. Her şeyini paylaşır. Bu bendeki his tüm kedili kadınlarda vardır tüm kedilerin içinde insan ruhu olabilir. İnsanlardan daha iyi davranıyorlar. Mutlu rolü yapsan da o içindeki kırgınlığı görür yanına gelir, sırnaşır. Hatta sen kim olduğunu söylemesen adını anmasan bile o hisseder. Ve ona karşı tavır alır ona yaklaşmaz. Bu şaşılacak bir durum ama olağanüstü hislere sahipler. Yabancı bir ortama girdiğinizde kediniz sizden hariç kimin kucağına oturacağını hisseder. Kedi sevgiyi hemen algılar ve doğası gereği kıskanç varlıklardır. Kedi dolu bir evde olsanız bile aynı anda tek bir kediyi (kendilerini) sevmenizi isterler. Tıpkı kadınlar gibi. Bir kediyi evinize aldığınızda o tıpkı bir insanla paylaşacağınız gibi kedinizle de her şey ikinizin olur. Hemen hakimiyeti kurar tıpkı kadınlar gibi. Bir kediyle bir süre yaşadıktan sonra anlarsınız ki ne zaman işiniz olsa kediniz o zaman sizden ilgi ister. Ama siz ona ilgi göstermek istediğinizde ya sallamaz ya uyur ya da saklanırlar. Tıpkı kadınlar gibi! Bir kedi de bir kadın da sizin ilginizi istiyorsa mutlaka alır. Kediler de kadınlar kadar özgürdür. Onlara herhangi bir numara öğretemez, istediğiniz yönde eğitemez, çağırdığınızda gelmesini garanti edemezsiniz.
İşte kedi seven kadınlar bunları hisseder, bilir. Hiç arkadaşı olmasa bile kedisini en yakın arkadaşı bilir. Çünkü o beni aramadın ne hayırsızsın demez moralin bozuk bana sarılabilirsin der. İşte bu yüzden bende özlüyorum kedimi bende kedisine aşık bir kadınım. Kedim hiç kötü sanlar gibi olmadı onun içinde de insan ruhu olduğunu hissediyordum ama şefkatli bir insan halden anlayan biri idi. Tıpkı bir kadın gibi duygusal yeri gelince en neşelisi ve yeri gelince de en ağır başlısı.
Kedileri sevmeyenleri anlamıyorum demiştim. Birde onlara zarar verenleri anlamıyorum. Seni bir insan gibi anlayan bir varlığa niye zarar verirsin ki. Hangi akılla patilerini keser, kaynar sulara atarsın. İşte kediler böyle insanları hisseder ve tıpkı bir kadın gibi sinirlenir yeri gelince de onlar da tepkilerini gösterirler. Tabi fırsat verilirse. Kediler de kadınlar gibidir. Kötülük gelen yeri asla affetmezler. İyilik gelecek yere de sığınır ve orayı cennet yaparlar. Tıpkı bir kadın gibi….

Işıkların da Dilleri Vardır

Işıklar, şehrin ışıkları umut saçan yaşayan onca insan olduğunu hatırlatan ışıklar göz alıcı hayatın akışını ne de güzel belli ediyor değil mi?
Ama o ışıklar göründüğü kadar mutlu mu? Hiç düşündünüz mü? Bir evin ışığı hoş sohbetlerle, şiddetli kavgalarla, kalabalıkla, mutlulukla yada bir ambulans ışığı ile parlayabilir. Bunu hangimiz düşünür ki sadece parlak ve güzel değil işte şehrin ışıkları o ışıklarda hasretler, tartışmalar, ayrılıklar, mutluluklar,  düğünler yaşanır öyle  parlar bu şehrin ışıkları ne kadar parlak olursa olsun ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar ışıkların dili olmaz diye bir şey yok aslında ışıklar  çok şeyleri anlatır. İçinde yaşanan huzursuzlukları düşünün sofradan aç kalkan insanları, çocukları doydum diye kendini kandırıp ailesini mutlu eden o masum yürekleri yada işte sıkıntılar yaşayıp o ışığı yanan eve adım attığında karısının yüzüne gülümseyen o yüreği kocaman adamları yada eve gelmesin,bir daha içmesin diye kocası için dua eden güzel kadınlarımızı işte küçücük evde yanan o ışıklar kiminin mutluluğunu saçar kişinin hüznünü gizler kiminede evimde de bir ışık yanıyor gururunu yaşatır. Yani o evde yanan ışık kimine dua kimine bedduadır. Kimine kaçış kimine giriş yeni bir başlangıçtır. Yeni gelin olan kızlar mesela akşam evlerinin ışığını açar. Sofranın konumu bile ışığa göredir. Evin şekli bazen insanların oturuşu evdeki ruh hali bile evin ışığına göre şekil alır. Mesela ışıklarla dolu düğün salonları o kadar ışık şatafatlı olan insanlar o gün mutsuz bile olsalar bu kadar ışıkta unutuyorlar. Başta dediğim gibi ışıklı yerlerde hep iyi şeyler olmuyor tabiki diskolar, barlar, pavyonlar ışıklandırma olarak güzel ama orda da kırılan, incinen, zarar gören insanlar var. Her nerde olursa olsun ne kadar ışık olursa olsun evinizde küçük bir ışık yansa bile o ışık size hep umut, huzur, mutluluk, sağlığı getirsin. Kendi içinizdeki ışığıda unutmamak gerekir o her yeri karanlık gördüğünüzde  ortaya çıkar ama içinizdeki ışığın en güzel görevi o karanlıkta  hiçbir ışık göremezken size kendi ışığınızı yansıtıp umut olmaktır. O hiç sönmez. Siz ölünceye kadar içinizdeki ışık hep açık kalır ama onu farkedin ki arada kendini açığa çıkarsın ve gün içinde duyacağınız küçük iltifatlar ışığınıza ışıklar katsın. Bir sabah güne “Tatlım bu ne güzellik ışık saçıyorsun.” diye başlasanız gün boyu ben ağzım kulaklarımda gezer tüm işimi daha verimli yapar ışığıma ışık katardım. Kendine özgüveni artırır parlardım tıpkı hergün yanan şehrin ışıkları gibi. Işıklarınız hep umutla yansın umutla yanmayanları kendi gücünüzle umutlu kılın ve o ışığı hiçbir zaman kendi isteğinizle söndürmeyin gece evinizin ışıkları uyumak için sönse bile gece aydınlatan ay ışığını düşünün ve kendi ışığınızı unutmayın hergün güneş nasıl parlak oluyorsa içinizdeki ışıkda hergün daha fazla parlasın. Şehrin tüm ışıkları sizin ışığınıza umutlu ve mutlu bir şekilde eşlik etsin. Eşlik edince bir ışığın gerçekten konuşabildiğini size bir şeyler anlattığını anlayacaksınız. Gece ışık saçan ay ve yıldızlar gibi evrenin varlığını kanıtlayan, güzelliğine güzellik katan ne kadar uzak olsa da ay ve yıldızlar baktığında umut saçar tıpkı içinizdeki ışık ve şehrin ışıkları gibi.

Vezir de eden Rezil de eden Dildir

Cinsiyetiniz ne olursa olsun dönüp bir düşünün annenize, babanıza,kızınıza, oğlunuza,  ablanıza,kardeşinize, abinize, eşinize hiç dilinizle vurdunuz mu?
  Bir dayak kadar yaralar insanı dil, kaç kere ölür insan  bir cümleye, ne zaman unutur? Hepsini cevaplayalım hadi bu cümleden  sonra okumayın bir durun düşünün geçmişinizi, bugününüzü unuttunuz mu? Dil yaralarınızı geçti mi? İzleri bir özür ile  bir çiçek kapattı mı? Yarayı ne kadar kabuk bağlasada kanadımı tekrar, aynı şeyi yaptımı yapsa tekrar aynısı olur. Tekrar kanar dil yarası. Bir arkadaş ortamında bir toplantıda yüz kızarttınız mı? Ya da yüzünüz kızardı mı? Olmamalıydı değil mi? Halbuki bunlar yerine acıyı tatlı yapsaydı dilimiz kalp kırmazdık o zaman tüm gönüller bahar bahçe olurdu. Ama yine olabilir dilinizle kırmadan kötü şeyleri bile üstü kapalı nazik bir dille söylemeliyiz. Önceden böyle birkırgınlık varsa inanın üstünden yıllar bile geçmiş olsa unutmamıştır o zaman bile  pişman olun özür dileyin bunu yapmak küçüklük değil aksine büyüklüktür. Küçük büyükten, büyük küçükten özür dileyebilir. Küçükler büyüklerini örnek alır. Öğretmeden öğrenirler izlerler ve hafızaya alırlar. Gün gelir onlarda dilleriyle kimseyi kırmamaları gerektiğini öğrenirler. Öğrensinler de ne rezil olsunlar ne rezil etsinler. Tabiki kötülüğe karşı gül uzatmasın kimse ama savaşta açmasın dil bildiğini söyler, bilmediği ile rezil olur. Aklın ne bilirse dilinden o çıkar. Dilini Vezir etmek aklının elinde, akıl eğitilir dil konuşur. Rezilde etmez, rezilde olmaz. Akıl dili geliştirince Vezirliğin tahtına oturur. Dil konuşur beyin işleve getirir. Beyini etkileyen dildir o yüzden tatlı dil diye söylenir her zaman peki uyguluyor muyuz bu tatlı dili, hep fazlasının istemelerimiz bitmedi hiç değil mi? Aslında elimizdekilerle mutlu olabilirsiniz. Bakın çevrenize hiç arkadaşınız olmasa bile tek başına size düşman olanlara dilleriyle sizi rezil edenlere karşı çıkılan o merdivenler öyle zevkli olur ki. O kılıç kesiği gibi gelen laflara siz güler yüz ve başarı ile karşılık verin. Dili ağır olan insan konuşmasını bilmeyen cahil insandır. Sinirliyken bile dilinizi kontrol edebilirsiniz. Eğer bunu başarırsanız dayaklar, sokağa atmalar, göz yaşları azalır, diner. İnsanoğlu ne isterse onu yapabilir vücudun, aklın,  düşüncelerinizin farkına varın bü düşüncelerinizi dilinizle yönetebilirsiniz. Sonra yönetemediğiniz için en sevdiklerenizden olmayın. Güzel bir söz vardır; “İnsan kalbi bir sandıktır; dudaklar onun kilidi, dil ise anahtarıdır. İnsana o anahtarı iyi muhafaza etmek düşer.” anahtarı iyi muhafaza edelim.

Sanata Aşık Cennet

Cennet içine kapanık tek dünyası kitaplar olan insanlara güvenmeyen saf temiz kalpli bir kızdı. Bir gün yine evinin işini bitirmiş kahvesini almış yine kitabıyla baş başa kalmak istemişti. Dışarıda güzel bahar havası ile oturmuş balkonun önüne yeni hikâyeler keşfediyor, yeni Dünyaları keşfe çıkıyordu. Tam yeni Dünyaları keşfederken o güzel saz sesini duydu. Sesin geldiği yöne doğru gitti odasının camının altından geliyordu o büyüleyici saz sesi bu adamın sesi de etkileyiciydi. Cennet camın önüne oturmuş bu adamı dinlemeye başlamıştı. Artık her gün geliyordu bu adam cennet bu adamdan etkilenmeye başlıyordu ama tek bir soru vardı aklında sese mi âşık olmuştu adama mı?
Her gün gelen adamın sesine çok alışmıştı onunla konuşmak istiyordu camdan olmadığını fark etti ve kendini sanata verecekti oda kısa bir araştırmadan sonra keman çalabileceğini düşündü. Hemen alışverişe çıkan Cennet kendisini etkileyecek bir keman buldu. İlk evde çalışmalara başladı. Tek başına olmuyordu ve Yine her akşam gelmeye devam eden adam acaba keman çalmasına da yardım edebilir miydi? Hem Cennetinde konuşmak için bir bahanesi olacaktı. Bu sırada bu sesi kadar etkileyici adamı daha yakından tanıyacaktı. Bir gün genç adam saz çalarken aşağı indi. Adam karşısında güzel bir kız görünce şaşırmıştı. Şarkısı bitince bir süre bakıştılar. Cennet “bu kadar güzel ve etkileyicini nasıl çalabiliyorsunuz?” diye sordu. Bir tebessüm ile cevap verdi genç adam. “Gönül teline vuruyorum. Hissediyorum sazımı çalarken sözlerin anlatmak istediğini, anlattıkları aşkı bende tellere vurarak hissettirmeye çalışıyorum.” Cennet bu cümlesinden çok etkilenmişti. “Çok güzel ve böyle çalabilmeyi bende çok isterim. Peki bir şey rica etsem. Bende yeni kemanı elime aldım. Yardım etmek istersen senin kadar güzel çalmayı çok isterim.” Bu teklif hoşuna gitmişti genç adamın. İlk randevu yerlerini belirlemişlerdi. Atatürk parkına gideceklerdi. Ve o güzel gün gelmişti heyecanı ile eline kemanını aldı. Genç adam da sazını aldı ve buluştular. Cennet adamı izlerken hem hoşlanıyor, hem de etkili şekilde öğreniyordu. İlk dersleri çok güzel geçmişti. Ders çıkışı beraber yemek yediler. Cennet tebessüm ederek “bu arada heyecandan ismi sormadım.” Genç adam o Cennetin içinde çiçekler açtılar gülümsemesiyle “Tunur benim ismim. Senin?” Cennet hafif kekeleyerek. “Ce cennet benim adım.” “hakkını veriyorsun isminin Güzel kız.” ve o gün ikinci buluşmayı aynı Atatürk parkı diye kararlaştırdılar. Ve evlere dağıldılar. Cennetin ayakları yere basmıyordu. Bu galiba aşktı evet Cennet bu adama âşık olmuştu. İkinci buluşmaya kadar cennet elinden bırakmadı kemanını bu adam kemana bile aşık etmişti Cenneti. İkinci buluşma saati yaklaşıyordu Cennet her buluşmada daha fazla özen göstermeye başlıyor. Kemanı ile uyumlu giyindi. Yeşillikte daha alımlı ve göze çarpıyordu Cennet. Tunur “Hoş geldin, ne içersin?” dedi. İki küçük vişne suyu aldılar. Başladılar derse Tunur “baya çalışmışa benziyorsun. Güzel çalıyorsun.” dedi. Tunur da etkileniyordu ondan. Gün geçtikçe buluşmaları artıyordu. Sohbetleri sıklaşıyordu. İkiside âşık olmuştu. Parkta keman ve saz çalıyorlardı. Cennet artık buluşmalara kendi elleriyle pastalar, börekler yapıyordu. Bu duyguyu ilk kez yaşıyordu ve çok mutluydu. İkisi de biri açılsın diye bekliyordu. Yine harika bir gün daha geçiriyorlardı. Tunur âşık olduğu sazını almış eline, artık daha iyi çalan Cennet’te kemanını almış eline beraber hem söyleyip hem çalıyorlardı. Güzel yemek yediler, gülüştüler, eğlendiler. Artık ikisine de zor geliyordu böyle arkadaş gibi uzak olmak ikisi de sevdiklerini, âşık olduklarını söylemek istiyordu. Akşam olmuş ayrılma vakti gelmişti. Cennet güzel heyecanı ile evinin yolunu tuttu ve bir karar aldı diğer buluştuklarında söyleyecekti sevdiğini ilk söylemiş son söylemiş artık önemi yoktu bilsin istiyordu. O gece düşünceli şekilde koydu başını yastığına ilk onu gördüğü andan bu güne kadar düşündü. İçinden şunlar geçiyordu. “Sen güldüğün zaman hain bir ağrı saplanırdı karnıma. Bedenimi kıvrandırır, vücudumu aniden kilitlerdi. Ne yapacağını şaşıran beynim, büyük bir telaşın esiri olurdu o sıralarda. Elim kolum bir anda fazla gelir, sarsakça hareketlerle kendimi rezil ederdim. Bunlardan birine şahit olduğun zaman ilk defa duymuştum gülüşünü. Kulaklarım, bir şiirin en güzel mısrasını işitir gibi gıdıklanmış, aptal bir gülüş dudaklarımı boyamıştı. Gülüşün, bedenimi kıvrandıran ağrıyı destekler, tarif edilmez bir biçimde daha beter olurdum. Hayır, bu karnımda kelebeklerin uçması falan değildi. Bu klişe bir tabirdi. Oysa sen klişelikten en uzak adamdın benim için. Dudakların kıpırdadığında, eş zamanlı olarak gözlerim kanatlarını çırpardı. Yüzünün her milimini kazığım kalbim, neden dudaklarına gelince bir anda yerinden oynuyordu sanki? Kaşlarını çattığında, bende çatıyordum benimkileri. Seni sinirlendiren her ne ise bir anda yok etmek istiyordum. Sonra düşüncenin saçmalığı doğrultusunda kendi kendime kahkaha atmadan edemiyordum. Gülüşünü her gördüğümde benimki ritmini bozuyor. Ya gözlerin? İçine gömdüğü mavi deniz, derinliklerine sürüklercesine çekiyordu beni. Korkmuyordum boğulmaktan. Varsın boğulacaksam eğer ruhum seninkine teslim olmaktan şikâyetçi olmazdı. Peki ya sen sevdiğim? Şikâyet eder miydin benden? Eh, cevabın bir önemi yok aslında. Nasıl olsa her daim burada olacaktı ruhum.” Aklından geçenleri söylemek için buluşma günü gelmişti. Bu sefer farklı özendi kendine sevdiğin âşık olduğunu söyleyecekti. Keman ile sazı da aldılar yanlarına ikisi de bizi buluşturan bu güzel iki enstrümanlar da şahit olsun istiyorlardı. Buluştular ilk güzel şarkılarla başladılar, gülüştüler ve ikisi aynı anda “sana bir şey söyleyeceğim diye söze girdiler. Gülüştüler.” Bayanlar önden diye başladı Cennet dün aklından geçen her şeyi kelimesi kelimesine söyledi. Tunur’un gözleri doldu. “duygularım seninkinden eksik değil ama gün geçtikçe artıyor. Hep benimle ol Keman çalan Cennetim.” Dedi. O gün onlar için o kadar güzel bir gündü ki bayram tadında gün geçti yine ellerinde onları hiç bırakmayan arkadaşları ile güzel şarkılar tüm gökyüzüne ulaştı. O gün kuşlar bile dans ediyordu. Onların mutlulukları tekrar baharı getirmişti.

Yürekler Soğumasın

Kaç kere parçalana biliyoruz?

Beni ne zaman duyacaklar diye başlarsın parçalara ayrılmaya ilk kelimenle başlarsın. Anne demeni baba demeni duysunlar diye güzel, komik, sempatik kelimeler üretirsin farkedilmek için burda başlar parçalanma  serüveni ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, aile hayatın, arkaraşlarınla olan hayat, özel hayatın her birinde ayrı parçalara ayrılırsın ve insanlar o ayrılan parçaları da ayırmaya çalışır. Peki bu kadar çok parçalara ayrıldığını millet görse nasıl tepki verirdi. Aa baya çok parçalara ayrılıyorsun aferin mi? Derdi yoksa parçalarını birleştirmeye seninle bütün olmaya mı çalışırlar. Bence o parçalardan yararlanırlar yani şimdiki devir böyle bölünebildiğin kadar bölün aslında olumlu düşününce bu güzel bir şey herkese bir parçanı ayırmak güzel bir şey ama dikkat et o parçalar bir gün seni kesmesin. O parçalar cam olmasın yada cam olmasa bile sana cam olarak dönmesin. Kime, niye bölündüğüne, buna değip değmeyeceğine bakmalı insan ama bakıyor mudur? Bence asla hemen parçalara ayrılır yardıma koşarız. Peki parçalara ayrılsak bile o parça bizdendir hala o parçayı parçalasalar parçalandığı yeri sızlatır. Anlar mı peki insanlar bunu bence bunu anlamazlar ve anlatmalı mıyız? Evet anlatmalıyız. Biz büyükler küçüklere, yeni adım atanlara kaç kere kime kırılacağını bilmeliler. Anlatamazsak bile varlığımızı hissettirmeliyiz. Kırılsa bile o kırık parçalar kendini kesmeden elimizi uzatacağımızı bilmeliler. Hayat tecrübelerle kazanılıyor. Kimsesi olmayana hayat öğretiyor kaç kere kime paraçalara ayrıyacağını bu parçaların seni nasıl kesmeyeceğini zamanla zaman sana öğretiyor. Bir kere düşünce biri kere parçalara ayrılınca birdaha dikkat eder oluyorsun. Kopan parça senden oluyor. Canı yanan sen oluyorsun ve parçalandığınla  kalıyorsun zaten seni öyle bırakanlar senin hayatında başarılı olmanı istemeyenlerdir. Mutsuz olmanı isteyenlerdir. Bunun da intikamını almanın tek yolu parçalara ayrılsan bile başarılı olmak o parçaların seni kesmediğini göstermek. O parça ne zaman ayak bileklerini keserse yürüyemem diye korkma o zaman da uçmayı öğrenir insan. Hayatta unutmayacağımız bir şey var. “Kazananlar hiç hata yapmayanlar değil, asla vazgeçmeyenlerdir.” Asla vazgeçmeyenlerden olun kaç kere parçalara ayrılırsanız ayrılın sizi kesmesin o parçalar. Bilenmeyi bilendikçe güçlü olmayı, parçalara ayrıldıkça bütün olmayı ve bütün oldukça değecek insanlar için parçalanmayı unutmayın. Hayatta sizden önemli hiçbir şey yoktur. Bir bütün olarak kalmayı beceremesekte parçalandıktan sonra hiç yara almadan çıkamasakta az yaralarla bir bütün kalmayı ayak bileklerimiz kesilse bile uçmayı öğrenmeyi bilmeliyiz. Hayatta her şey çıkar insanın karşısına seni paramparça edecek kişi de, o parçaları bir bütün yapacak kişi de. Hayatın her alanı bir tecrübedir. Sağlam tecrübeler ile sağlam adımlar atmalıyız.
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın